29 Eylül 2010 Çarşamba

temiz aşk yoktur

bir suç saklar gibi seviyorum seni,
aşkımın perde arkasında
uzun yolculuklara çıkan bir satır var

her terkedilişinde yeniden dönersin ya
eski sevgilinin saçlarına, dudaklarına
işte, geçmişle hesaplaşır gibi seviyorum seni..

öyle temizim ki- hiç kir yok sefil dokunuşlarımda..


küçük iskender






bir suçu saklar gibi seviyordun ya beni
öyle zamanlarda saklanmayı sevdim
otları büyümemiş arka bahçemizin
dizlerine nazır saçımı okşayışlarında

sen bilmesen de ben sana
hiç geri dönmedim terkedilişlerden sonra
benim dönüşlerim eskimemiş sevgilinin
saçlarına, dudaklarına, damağımdaki tadına

öyle temizsin ki- kirlenir diye dokunamıyorum vücuduna..

dolduruşa gelmiş kalem



25 Eylül 2010 Cumartesi

Ruhlara...

Törpülenerek köreltilmiş ruhlarımızın özgürlüğüne yazıyorum...

şizofren dialoglar

-dört tarafı kanla çevrili ülkemde
artık vücudu meniyle yıkanmış her beden
öksürük şuruplarıyla kafa oluyor
sahi eroin nerede?

-açtım, susuzdum ve uykuluydum
bahçede gömülü kuşlarımın
çığlığını duydum
ve son parti için ayırdığımız eroini
kuşlarıma huzur karşılığında sundum

-sen hep huysuz ve huzursuzdun
unuttun, o kuşların hepsini senin için vurdum
ilk seslerinden şikayetçiydin şimdiyse cesetlerinden
ne istediğini az da olsa bilen bir çocuk kadar bile yoktun

-diyorum ya, dinlemiyorsun
açtım, susuzdum ve uykuluydum...

24 Eylül 2010 Cuma

...

Tüm hayatım ıslak kumlardaki ayak izlerim kadar gerçekti ve denizin onları silebileceği kadar fani..

...

Aşk kelebeğin kanadında, her dokunduğumda paramparça...

Tanrıya emanet Piçlerim !

Nefretimi kusuyorum bu gece..Bu gece bana düşman..Ruhumu vurdum dün gece,bir damla kan akmayan.İçiyorum şimdiyse beynimi dolduran,silmek değil düşünceleri,yok olmak yavaştan..Binlerce doğmamış çocuğumu akıtıyorum gök yüzüne..Tanrı varsa eğer bu gece,babalık yapsın veletlerime !

platonik

kalemle kağıt arasındaki hava boşluğunda
bir din yarattım tanrıçalığında
yazıtlarım dinime küfür
tanrıçama başkaldırı olsa da
O'ndan geleni yazıyorum
O'nu incitmek pahasına
ilk günahı düşünerek işliyorum
ve varıyorum farkına
hiçbir tanrı ya da tanrıça
yaşayamaz kendi dininin hüküm sürdüğü
hava boşluğunda

bazı kelimelerin sesi çıkmaz

   Sorular vardı kızın aklında, cevaplarının çocukta saklı olduğuna inandığı. Devrik cümleler vardı çocuğun aklında, sorulara cevap olmasını umduğu.
   İki gölgeydiler sokakta. Gölgeleri sokaktan çıkmak ister gibi uzanıyordu uzaklara. Gölgelerinin uzunluğuna bakıp tayin ettiler saati. Dönüp geriye bakmak zordu, saati öğrenmek için bile olsa ikisinin de kalmamıştı takati. Elleri ceplerinde yürüyorlardı yan yana. Yan yana... En kolay savunma sanatıydı aralarında; yüz yüze konuşmaktansa yürümek yan yana. Kızın gözlerinden kaçıyordu çocuk, kızsa çocuğun gözleriyle ağlamaktan.
   Bir süre kızı ve kendisini seyretti çocuk. Bir gölge oyunuydu seyrettiği, belki de bir hayal... El ele tutuşuyordu iki gölge, göz göze yürüyorlardı yolu. Bu ikisi bizim gölgemiz olamaz, diye düşündü çocuk. Dudakları buluştu gölgelerin o sırada. Duraksadı çocuk. Gözlerini açtı, gözleriyle karşılaştı kızın. Kızın dudaklarında buldu dudaklarını. Bir gölge oyununda uyandı.
   Çekti kız dudaklarını. Bir anda yabancı olmuştu dudaklarındaki. Çocuk, bitti, dedi. Kız, bitmesi için başlaması gerekir, diye haykırdı içinden. Çocuk, yanlış zaman, dedi. Kız, yanlış insan, dedi içinden. Sessizliğin öldürüyor, dedi çocuk. Kelimelerin yaralıyor beni, dedi kız içinden. Arkasını dönüp terk etti sokağı çocuk. Gitme, dedi kız içinden.

..?

Ülkemde “organik”e karşı bir şube varken üstelik, organik ürünlere talep arttı, ki organik ülkemdeki “organik”lere karşı şube organik.
E o zaman sorarım organik ülkemin organik üretimine destek veren organik insanlarına; bu “organik”ten daha organik var mı organik?