14 Haziran 2011 Salı

bütün çocuk masalları aşkı anlatır

ki çocuklar en çok kaybettiklerini hatırlar
neleri hatırladığını anlat bana
ben yanında olacağım
sen sadece gözlerini kapa

masallarımız vardı hani
ki çocuktuk olmalıydı
zaman evveldi
zaman kalburdan taşıyordu
hatırlamaya çalış
ki bahsetmiştim bundan sana
sen çocuktun ve güzeldin
ne güzel çocuktun sen
şimdi farkettim bunu
ve biz küçüktük
çok mu hızlı büyüdük
ben yine çocuklaşırım yanında
sen sadece gözlerini kapa

hatırlamaya çalış
nerde kaybettim seni
sen kapa gözlerini
ve saymaya başla bugünden geri
ben buldukça sobelerim
seni ve diğer tüm kaybettiklerimi
sakın ama sakın açma gözlerini

15 Nisan 2011 Cuma

seyir halinde çift kişilik kazalar

İnsanın ev kavramını unuttuğu zamanlar vardır. "Yatağım" dediği yerde yılda toplasan 30 gece bile yatmaması, o yatağı olan evi "evim değil" diye dışlamasına sebep olamaz. Hayır asıl sebep, o evde yabancı insanların dolaşmasıdır. Senin annen ve baban olduğunu iddia eden yabancı insanların dolaşması. O an "ev" kavramını kaybeder insan. Ondan sonra da yaşadığı hiçbir eve "evim" diyemez. Çünkü o evlerde de yabancı insanlar dolaşır ortalıkta.
Evi olmayan biri her yatakta uyuyabilir. Evi olmayan biri uyumak için yatağa bile ihtiyaç duymayabilir. Bazen imreniyorum "kendi yatağımın dışında başka yatakta uyuyamam" diyen insanlara. Çünkü o insanların "evim" diyebileceği bir dört duvar vardır hala. Evi olmayan insanlar sürekli seyir halindedir. Haritalar onlara eve dönüş yolunu değil, gidebileceği bütün yolları gösterir.
Sürekli seyir halindeki insanlar en tehlikeli insanlardır. Çünkü seyir halindeki insanların birilerine çarpma ihtimali vardır. Çünkü seyir halindeki insanlar birilerine her zaman çarparlar, bile bile. Seyir halindeki insanların durup soluklanacağı bir evleri, bir durakları olmadığı için, birilerine durmak için çarparlar her zaman, duraklamak için. Bu çarpışmayı seyir halindeki insanlar hafif sıyrıklarla atlatır. Ama çarptıkları insanlar ölür çoğu zaman.

8 Nisan 2011 Cuma

3:46

arkadaşlığı yoktu oysa
renkli gözlerinin bir yıldızla
ama bir göktaşıydım ben
savruluyordum boşlukta
sürüklenmem gözlerine doğru, hızla
sadece çekim meselesi

bir farkı yoktu oysa
atmosferinde yok olmam ya da
yörüngende hayat bulmam arasında
zaten yok olmak ya da hayat bulmak
biraz hız
biraz da zaman meselesi

bütün bunlar yıldızını bir kez görmüş göktaşının
hayatta kalma endişesi

13 Mart 2011 Pazar

20 Aralık 2010 Pazartesi

gözlerini kadrajın ardına sakla ve öyle bak bana. küçük bir kareye hapset beni, orda tanımla. ayrıntıların ucuna bağla sendeki varoluş sebebimi. küçük bir karede hapset beni, tahliyesini bekleyen bir suçsuz gibi. sırayla yak çektiğin fotoğraflarımı. son çektiğinden ilk çektiğine.. unut beni ilk yaktığın fotoğrafla, elinde kalan son fotoğrafla hatırla. daha önce farkına varmamış gibi bak bana ve beni ara. ama bulacağın yeri yakmış ol ilk fotoğrafta..

27 Ekim 2010 Çarşamba

uyuyan (herkes) güzel(dir)

saçların dökülmüş yüzüne
gözlerin kelebek sureti
kanatların kapalı
uyuyorsun

uyku kadar güzelsin
zaman kadar hızlı geçiyor zaman
güzelliğin kalıyor ellerimde
uyuyorsun

rüyaların bulaşmış dudaklarına
tadınca uyku karışıyor kanıma
bir anda uyku sen oluyor
uyuyorum..

11 Ekim 2010 Pazartesi

Bir kaç yudum..

Hayat mataramdaki viski kadar gerçek bu gece.Gözlerimi kapattığım her an kadar yok olucu.Ve tenimde hayatın o iğrenç kokusu.Düşüncelerim kadar gerçeğim bu gece..Düşündükçe yok olmanın verdiği acı, ve bunu hafifleten viskinin uyuşukluk duygusu..Kiralık katil oldum bu gece, çürümüş ruhumu vurdum.İçimdeki sadece yalnızlık korkusu.Ne tanrı var bu gece ne de yıpranmış ruhum..Sadece ben ve bir kaç yudum...

29 Eylül 2010 Çarşamba

temiz aşk yoktur

bir suç saklar gibi seviyorum seni,
aşkımın perde arkasında
uzun yolculuklara çıkan bir satır var

her terkedilişinde yeniden dönersin ya
eski sevgilinin saçlarına, dudaklarına
işte, geçmişle hesaplaşır gibi seviyorum seni..

öyle temizim ki- hiç kir yok sefil dokunuşlarımda..


küçük iskender






bir suçu saklar gibi seviyordun ya beni
öyle zamanlarda saklanmayı sevdim
otları büyümemiş arka bahçemizin
dizlerine nazır saçımı okşayışlarında

sen bilmesen de ben sana
hiç geri dönmedim terkedilişlerden sonra
benim dönüşlerim eskimemiş sevgilinin
saçlarına, dudaklarına, damağımdaki tadına

öyle temizsin ki- kirlenir diye dokunamıyorum vücuduna..

dolduruşa gelmiş kalem



25 Eylül 2010 Cumartesi

Ruhlara...

Törpülenerek köreltilmiş ruhlarımızın özgürlüğüne yazıyorum...

şizofren dialoglar

-dört tarafı kanla çevrili ülkemde
artık vücudu meniyle yıkanmış her beden
öksürük şuruplarıyla kafa oluyor
sahi eroin nerede?

-açtım, susuzdum ve uykuluydum
bahçede gömülü kuşlarımın
çığlığını duydum
ve son parti için ayırdığımız eroini
kuşlarıma huzur karşılığında sundum

-sen hep huysuz ve huzursuzdun
unuttun, o kuşların hepsini senin için vurdum
ilk seslerinden şikayetçiydin şimdiyse cesetlerinden
ne istediğini az da olsa bilen bir çocuk kadar bile yoktun

-diyorum ya, dinlemiyorsun
açtım, susuzdum ve uykuluydum...

24 Eylül 2010 Cuma

...

Tüm hayatım ıslak kumlardaki ayak izlerim kadar gerçekti ve denizin onları silebileceği kadar fani..

...

Aşk kelebeğin kanadında, her dokunduğumda paramparça...

Tanrıya emanet Piçlerim !

Nefretimi kusuyorum bu gece..Bu gece bana düşman..Ruhumu vurdum dün gece,bir damla kan akmayan.İçiyorum şimdiyse beynimi dolduran,silmek değil düşünceleri,yok olmak yavaştan..Binlerce doğmamış çocuğumu akıtıyorum gök yüzüne..Tanrı varsa eğer bu gece,babalık yapsın veletlerime !

platonik

kalemle kağıt arasındaki hava boşluğunda
bir din yarattım tanrıçalığında
yazıtlarım dinime küfür
tanrıçama başkaldırı olsa da
O'ndan geleni yazıyorum
O'nu incitmek pahasına
ilk günahı düşünerek işliyorum
ve varıyorum farkına
hiçbir tanrı ya da tanrıça
yaşayamaz kendi dininin hüküm sürdüğü
hava boşluğunda

bazı kelimelerin sesi çıkmaz

   Sorular vardı kızın aklında, cevaplarının çocukta saklı olduğuna inandığı. Devrik cümleler vardı çocuğun aklında, sorulara cevap olmasını umduğu.
   İki gölgeydiler sokakta. Gölgeleri sokaktan çıkmak ister gibi uzanıyordu uzaklara. Gölgelerinin uzunluğuna bakıp tayin ettiler saati. Dönüp geriye bakmak zordu, saati öğrenmek için bile olsa ikisinin de kalmamıştı takati. Elleri ceplerinde yürüyorlardı yan yana. Yan yana... En kolay savunma sanatıydı aralarında; yüz yüze konuşmaktansa yürümek yan yana. Kızın gözlerinden kaçıyordu çocuk, kızsa çocuğun gözleriyle ağlamaktan.
   Bir süre kızı ve kendisini seyretti çocuk. Bir gölge oyunuydu seyrettiği, belki de bir hayal... El ele tutuşuyordu iki gölge, göz göze yürüyorlardı yolu. Bu ikisi bizim gölgemiz olamaz, diye düşündü çocuk. Dudakları buluştu gölgelerin o sırada. Duraksadı çocuk. Gözlerini açtı, gözleriyle karşılaştı kızın. Kızın dudaklarında buldu dudaklarını. Bir gölge oyununda uyandı.
   Çekti kız dudaklarını. Bir anda yabancı olmuştu dudaklarındaki. Çocuk, bitti, dedi. Kız, bitmesi için başlaması gerekir, diye haykırdı içinden. Çocuk, yanlış zaman, dedi. Kız, yanlış insan, dedi içinden. Sessizliğin öldürüyor, dedi çocuk. Kelimelerin yaralıyor beni, dedi kız içinden. Arkasını dönüp terk etti sokağı çocuk. Gitme, dedi kız içinden.